Ceyda's profileS E B N E M ...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    9/7/2006

    MESHUR DUNYA-ARAGON

     
     
    Bu mevsim insanlar Taş gözlü korku ayaklılar Gözbebeklerindeki rüyalar Kafeste vahşi hayvanlar Manzaranın tozu Ateş ve demir Günün büyük oyunu Eski talanlara direnir Kuruntusuz ormanda Gidiyor kurtlar kadife adımlarla Her günün vebasıdır Güneşin canavarlığında
    Ayıp ve zafer arasında tutku Ve inkarcılık arasında umut Adaletin terazisi Yanlışların lanetli kitabında Nehrin güvensiz geçidindeyiz Yaşayanlardan ölülere giden Pişmanlıkların asma köprüsünden Ölülerden yaşayanlara giden Kalp ve gömlek arasında Yer var sadece bıçağa
    Tez mi geç mi Her şey ihanetin tadında Zulmün gizli rüzgarı Acayip döndürdü başları Ne dileniyor bu kişiler Sözlerin ayrılığında
     

     

     
    6/3/2006

    "BEN Mİ? EVET.."

    BEN Mİ ? EVET..

    ben mi? evet...
    bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak...
    bir çiçek merhaba diyecek...
    hoşgeldin diyecek dağ...
    orman gülümseyecek...
    anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin
    hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde
    tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...
    hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece...
    kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı...
    ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük
    bir şeydir halk...
    deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar
    ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk...
    yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız...
    yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..
    doğan, ölen ve yaşayan şeyleri...
    doğumu, ölümü ve yaşamayı
    yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...
    ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün...
    tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden
    ilerde...
    sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
    artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...


     ATAOL BEHRAMOĞLU


     

    4/21/2006

    PEGASUS?? PEGASUS = >

    *Vikipedi, özgür ansiklopedi  : Pegasus veya Pegasos, Belerophontes'in Khimera'yı öldürürken kullandığı kanatlı attır. Herkül destanlarında da adı geçer.
     
    *Ek$i sözlükten zat'in biri  : ilk ortaya çıktığı zamanlarda (medusa'nın kanının tarlalara damlaması gibi bi hadise ile) bellerophon dahil hiçbir savaşçının dizginleyemediği vahşi bir yaratıktır... daha sonra bellerophon savaş tanrıçası athena'dan yardım dilenir ve geceyi tanrıça'nın tapınağında dua ederek geçirir, rüyasında athena'nın kendisine altın bir dizgin verdiğini görür, uyandığında dizgin yanındadır... sözkonusu dizginden etkilenen pegasus, bellerophon'un onu boynuna takmasına ses etmez, bu sayede korkunç yaratık chimera öldürülebilir....
     
    *http://www.workz.org/mitoloji  :   Pegasus, kanatlı br at ve çok iyi bir uçucudur. Medusa ve Poseidon'un çarpık ilişkisinde döllenmiş, Medusa'nın kafası kesildiğinde doğmuştur. Bellerophon tarafından evcilleştirilmiş, Chimera'yı vahşice öldürmesi sırasında ona hizmet etmiştir. Bellerophon onu Olympos dağına doğru uçururken, Zeus tarafından düşürüldü ama Pegasus Olympos dağına kadar uçabildi ve bundan böyle hayatını Zeus'un silahlarını taşıyarak geçirdi.
     
     
    boyle surup gıder bır kac sıtede..
    aslı olan yunan mıtlerınde gecen efsanevı bır attır.
    medusanın cocuklarından bırıdır. ehlılestırılmek uzere bellerophon a verılır ki tek ehlılestırebılen odur.
    ve dıger asıl gercek unicornlarla karıstırılmasıdır.
    unıcornlar yıne mıtlerde gecen dogada ozgurce yasayan tek boynuzlu (kanatsız) attır.
    Pegasus ıse kanatlı (boynuzsuz) ucabılen bır attır. :D bılmem anlatabıldım mı kabaca...
     
     
    Günümüzde Pegasus:

    Tlos (Tlava) (Antalya-Kemer) 

    Lykia bölgesinin en eski kentlerinden olan Tlos, Kemer’e 12 km. uzaklıktadır. Ksantos (Eşen) vadisinin doğusunda, Massikytos (Akdağ) sırasının batısında, bugünkü Yaka (Döğer) köyünün yanı başındaki tepededir.

    Hitit belgelerinde “Talawa” Lykçe’de“Tlawa”olarak adı geçen kentin Luwi dilinde kullanılan“Tla” veya “Talla” sözcüğü “çömlek” anlamına gelmektedir. Tlava’nın çömlek yapım yeri olduğu bu sözcükten tahmin edilebilirse de bu civarda bir keramik çöplüğüne rastlanmayışı bu teoriyi çürütmektedir.

    Tlos’un tarihi geçmişiyle ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. Yalnız kentin ismi Troia savaşına katılanlar arasında geçmektedir. Ayrıca rastlantı sonucu bulunan bir baltanın M.Ö. 2000’e tarihlendirilmesi göz önüne alınırsa yerleşimi bu döneme kadar indirebiliriz. Strabon’un Lykia’daki altı büyük kentten biri olarak değindiği Tlos’daki kabartmalı bir mezar anıtı da M.Ö. V.yy.a tarihlendirilmiştir. Bu mezar kentin en eski tarihli yapıtıdır. Ayrıca M.Ö.IV. yy. ın başlarında ilk sikkesini basmış olan kente bu tarihte Kral Piksodaros yardım etmiştir. M.Ö. II.yy.da Lykia Birliğinin altı Metropolis’inden biriydi.Yine bu yy.da büyük bir ihtimalle Rhodos’un yardımıyla Eudomos’un tiranlık girişimi de kayıtlara geçmiştir. Yazıtlarda vatandaşların demoslara bölündüğü bildirilir bunlardan üçünün adı Lykialı kahramanlar olan Bellerophon, Iobates ve Serpedondur. Ayrıca burada bir de Musevi topluluğundan söz edilir M.Ö. 141’deki depremden zarar gören kente, Rhodiapolisli zenginlerden Opramoas’ın diğer kentlere olduğu gibi buraya da maddi yardımda bulunduğu bilinir. Onun yanı sıra Oinonondalı bir başka zengin olan Licinnius isimli bir soylu zengin de Tlos’a 50.000 Denarlık yardımda bulunmuştur. Böylece bu zenginlerin yardımıyla Tlos’da tiyatro, mabet ve su yolu gibi yapılar yapılmıştır. Lykia’lı zenginlerin yaşadıkları kentler dışındaki kentlere de yardım etmiş olmaları sıkı bir işbirliğinin açık bir örneğidir.

    Önemini Roma devrinde de koruyan kent Bizans döneminde Myra metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur.

    Tlos antik kenti, 1838’de buralardaki birçok kentin plân ve çizimlerini yapan Sir Charles Fellows tarafından ziyaret edilmiştir. Fellows kent için “muhteşem ve özgün” ifadesini kullanmıştır. Daha sonra buraya gelen Spratt’da “Lykia’da büyük bir şehrin kurulması için bundan daha mükemmel bir yerin seçilemeyeceğini” söylemektedir.

    Tlos, kuzey-doğusunda son derece dik uçurumların bulunduğu oldukça yüksek, kayalık bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Aynı zamanda akropol olan bu tepenin üzerinde sağlam kalmış sur duvarlarından yararlanılarak XIX.yy.da bölgeye hakim olan Derebeyi Kanlı Ali Ağa bir de Osmanlı kalesi yaptırmıştır. Bu kalenin biraz atında, özellikle doğu yamaçlarında Lykia’lılardan kalan duvar kalıntıları, güneyde ise Roma dönemine tarihlenen son derece güzel duvarlarla karşılaşılmaktadır. Akropolü çevreleyen sur duvarlarında yapı malzemesi olarak kullanılmış devşirme malzemelerin içinde Lykçe yazılı kitabe parçaları dikkati çekmektedir. Agora’nın orta alanı ve dükkanlar arasındaki ana duvarlar oldukça iyi durumdadır. Akropolün eteklerine kadar uzanan Agora’nın doğu yönündeki portiklerin arka duvarlarının hemen hemen bütünü ayakta durmaktadır. Aynı zamanda Aquadük görevini de üstlenen bu duvar, Agora’nın güneyindeki Gymnasion ile onun yanındaki Hamam olduğu sanılan yapıya kadar uzanmaktadır. Agora’nın doğu yönünde ve oldukça uzakta,tepe üzerinde gruplar halinde kaya mezarları bulunmaktadır. Bu kaya mezarlarının en önemlisi, Olympos kentinde sözü geçen kanatlı at Pegasus’un üzerinde Chimaira canavarı ile savaşan Bellerophontes’in kabartmalı mezar anıtıdır. Girişinde iki dikdörtgen kolonon bulunduğu bu mezar anıtı üç bölümlüdür. Ortada oldukça güzel bezeli bir kapı motifi ile onun her iki yanında asıl mezar odasına girilen gerçek kapı bulunur. Kapılar yerden 1 m. kadar eşik blokları ile yükseltilmişlerdir. Bu blokların üzerinde ise at kabartmaları görülür . Soldaki kapının üzerinde yüzü sol tarafa dönük bir aslan figürü vardır. Revağın üzerinde ise Pegasos’un üzerine binmiş olan Bellerophon sağ kolu havada sanki Khimera’ya saldıran bir pozda işlenmiştir. Soldaki kapının iç tarafında duvar kenarında dört taş sedirli mezar odası bulunur. Ayrıca burada İon Mabedi veya Lykia evleri görünümünde kaya mezarları da bulunmaktadır.

    Opramoas’ın 60.000 Denarlık yardımı ile yeniden yapılan 5500 kişilik tiyatronun 35 oturma sırası vardır ve bunlar günümüze çok iyi bir durumda gelmiştir. Tiyatronun inşası için hayırsever vatandaşlar da yardımlarda bulunmuşlardır. Yazıtlarda Dionysos rahibi’nin 3000, Kabiri rahibinin de 100 drahmilik çok mütevazı bağışı bile yazılıdır. Tiyatro düz bir zemin üzerinde yarım daire şeklindedir, Caveası tamamiyle Roma tarzındadır. Kemerli bir girişle güney tarafından ulaşılabilen tek bir diazoması vardır. Bu koridor Cavea’yı dışdan dolaşır. Son derece güzel bir taş işçiliği vardır. Scene’nin etrafına yayılmış olan taşların hemen hepsinin üzeri bezemelidir.

    2/22/2006

    ANKH-EBEDİYETİN SEMBOLU

    >mısırlı; 'yaşam çarmıhı'dır kadın ve erkeğin birlikteliğini simgeler ve evrensel yaşamın çekiciliği olarak ele alır. nil'in anahtarı olarakta bilinir.

    >Şekil olarak neyi temsil ettigi egyptologlar tarafindan hep tartisilmis sembol.
    kimileri, seklinin insan vucudu oldugunu soyler. en yaygin kanilardan biri de budur, cunku ankh, olumun ardindan yasamin sembolu, onun anahtaridir. sekil itibariyle cift cinsiyetli oldugu soylenir ki, bu da kadin veya erkek ayirt etmeksizin, kole irk haric butun insanlari temsil eder.
    kimileri ise seklinin nil nehri oldugunu savunur. dogdugu yer ince ucu, dokuldugu iskenderiye deltasi yuvarlak basi, saga ve sola acilan kollar ise nil'in dogu ve bati yakasidir.
    bir baska teoriye gore ise, olum ile bir tutulan carmih'in ust bolumu yuvarlanmis seklidir. bilinmektedir ki carmiha germe, yalnizca romalilar tarafindan degil, o donemde gerek yunanlilar, gerekse misirlilar tarafindan surekli uygulanan bir cezalandirma yontemiydi. bu hac seklinin tepesinin yuvarlanip bir elips/halka sekli olusturmasinin sebebi ise, sonsuz bir donguyu isaret etmesi, boylece olumden sonra yasami sembolize etmesidir.
    tabii bunlar uc farkli teoridir.

    >eski mısırdaki hemen hemen tüm tanrı ve tanrıça tasvirlerinde tanrı veya tanrıçalar* bu işareti ellerinde tutar ya da başka bir yerde bulundururlar.ayrıca ölümsüzlük için.

    >ankh, mısır hiyeroglifinde en çok kullanılan işaretlerden biridir. hristiyan hacına benzer. bu yüzden ankh' a "croix ansee" denirdi. kaynağı hakkında birçok teori vardır. isis'in düğümü gibi bir çeşit oku betimler. aslında ankh, büyük ihtimalle sembolik ve dinsel anlamlar taşıyan bir düğümdür.
    kökeni bir bilinmeyen olsada anlamı çok açıktır: "yaşam". çoğu mısır firavununun ve bazı tanrıların bu işareti taşımasının nedeni de bu anlamıdır. ankh yaşam veren elementler olan hava ve suyu temsil eder. sıklıkla firavunun dudaklarına sunulan, yaşam veren nefes olarak simgelenirdi.

    >türkçesi " can " olan ama ingilizce olarak bir karsiligi olmadigi icin ingilizce de yasamli ad tamlamalariyla anlatilmaya calisan misir sozcugu.

    >en bilinen anlamı nil nehri + ölüm* + yaşam*+ iskenderiye deltası (bkz: memphis) olan, anubisin elinde tuttuğu yeniden doğuşun anahtarı.

    11/10/2005

    PANDORA'NIN KUTUSUNDAKİ SAKLI UMUT...

    Pandora "Kızdı bulut devşiren Zeus, dedi ki ona: İapetos oğlu, sivri akıllı kişi, Seviniyorsun ateşi çaldın, beni aldattın diye, Ama bil ki dert açtın kendi başına da Aldığın ateşe karşılık bir bela ...Öyle bir bela salacağım ki insanlara, Sevmeye, okşamaya doyamayacaklar bu belayı" Böyle dedi ve kah kah güldü insanların ve tanrıların babası. Namlı, şanlı Hephaistos'u çağırdı hemen: "Bir parça toprak al, suyla karıştır dedi, İçine insan sesi koy, insan gücü koy, Bir varlık yap ki yüzü ölümsüz tanrıçalara benzesin, Bedeni güzelim genç kızlara." Zeus'un bu buyruğu Hephaistos tanrı tarafından derhal yerine getirildi. Varlık tanrıçalar kadar güzel olmuştu. Yüzü, vücudu bir genç kızın vücudu gibi diri ve ölçülü idi. Ona ruh vererek canlandırdılar. Athena onun ince beline kendi kuşağını sardı. Kharitler altın takılar taktı boynuna. Horalar bahar çiçekleri ile donattılar saçlarını. Güzelmi güzel olan bu ilk kadına tanrıların hediyesi anlamına gelen Pandora dediler. Zeus yaratılan bu kadının Prometheus kadar zeki olmayan kardeşi Epimetheus'a gönderilmesini buyurdu.

    Prometheus, kardeşinin kendisi gibi kurnaz olmadığını bildiği için ona tanrılardan gelecek hiçbir hediyeyi kabul etmemesini sıkı sıkı tembih etti. Gönderilen hediyenin insanların başına bela olacağını bildirdi. Epimetheus da ant içerek hiçbir hediyeyi kabul etmeyeceğine dair söz vermişti. Fakat kapı çalınıp dayanılmaz güzellikte bir varlık görünce bütün sözlerini unutarak onu eve aldı. Ertesi gün de bu güzel varlıkla evlendi. Tanrılar Pandora'ya bir de kutu verdiler hediye olarak. Pandora kutunun kapağını açınca içinden korkular, üzüntüler, hastalıklar ve dertler fırladı. Kapağı kapatıncaya kadar bütün bunlar dünyaya yayıldı. Kapak kapandığında kutunun içinde yalnızca bütün insanları peşinden koşturtan "UMUT" kalmıştı. O güne kadar dertsiz, tasasız yaşayan insanlar büyük belalarla karşılaştı. Zeus'un insanlardan intikamı kötü olmuştu. Bu intikamın bir kadın eli ile gelmesi daha da acı olmuştu.