| Ceyda's profileS E B N E M ...PhotosBlogLists | Help |
|
11/8/2009 ÖZLEMEK...Tarif edilemez, delirten bir duygu.
Sözleyeceğin sözler öylesine birikmiş ve dizilmiştir ki boğazına hem ağzından kaçıp gitmesinden korkarsın hem de bağırırsın ama kimse duymaz seni, en azından duymasını istediğin kişi. Boğulursun, nefes almanın güçlüğü içtiğin sigaradan değildir sadece. Bir başınasındır. Kimsenin seni anlamadığını düşünürsün, ondan başka kimsenin anlayamayacağını.
Ya gururdan konuşamazsın, ya korkudan, aynı acı sözlerle yine karşılaşacağının korkusu, ya sözler bitmiştir, ya olduğun durumu izah edebilecek kelimelerin varolmayışından, bulamamandan, ya da öyle bir duvar vardır ki karşında bir tarafı tülden diğer tarafı çelikten.
Öyle bir yemin etmiştir ki karşındaki duvarın hangi tarafı karşında onu bile göremezsin.
Bildiğin tek şey isyan içinde özlemek.
2/7/2009 Görünenin Ardında...
1/7/2009 UNUTKANLIK VE BEN :(Unutkanlık başa bela.
Dori sıfatını sonuna kadar taşımayı hakediyorum.
Özür dilemeyi de unuttum sanırım.
Her kime her neyi unuttuysam özür dilerim :)
12/31/2008 LEGOLARIM VE SEN :)Hediyeler insanları mutlu ediyor muhakkak, egolarını da tatmin ettiği bir gerçek. Sevildiğini ve her ne kadar sevginin ölçütü olmasa da öyle yada böyle bir maddiyatla gösterilmesi de hoş her ne olursa olsun. Hediye paketleriyle eve dönmek neşemi yerine getirmeye yetti de arttı bile hele ki 3 taneyseler tavan yaptı diyebilirim :) hem de içlerinden biri legoysa. Hiçbirşeyi unutmuyorsun tek bir satırı bile kaçırmıyorsun ama bu kadarı da pes dedirtmedi değil. İlk legolarımı anaokuluna giderken almıştım ve okula bir oyuncak bağışlamak zorundaydık. annem de legolarımı bağışlamıştı. Kadın bir taşla iki kuş vurdu hem okulu memnun etti hem de kendini. bilmem kaç parçalık legoları evin her yanından toplamak zor biş olsa gerek kurtulmanın tek çaresi okula bağışlamaktı. Çok üzülmüştüm ağlamıştım günlerce ağladığımı biliyorum legolarım diye. Telafisi ise oyuncak araba oldu :D kız çocuğu arabayla oynar mı? kocaman oyuncak kamyonla evin içinde gezindiğimi biliyorum. Çocukluk işte legolarımı kurmalı bir oyuncak arabaya satmıştım. aradan 18 yıl geçiyor ve bir lego daha. Saate aldırmayıp birşeyler yapmaya başladım bile ilk aklıma araba yapmak geldi bilinçaltı belki de bu sefer arabaya satmıcam legolardan araba yapıcam diye :D sürücüsü bile var :) çok süper :) Şimdi çok büyük değilim tamam ama anaokulunu da bitireli baya oldu. Legoları sana bağışlayacak da değilim yerine bağışlayabilecek ne bir oyuncak arabam ne de sindy bebeğim var. Sadece 22 yıldan sonrasıyla idare edeceksin :) İyi ki nasıl olduğumu sordun yoksa ben hiçbir zaman nasıl olduğumun farkına bile varamayacaktım. İyi ki varsın Teşekkürler Canım.
10/3/2008 YA BUGÜN YA YARIN İÇİN...Her zaman böyle durumlar çıkmaz tabi insanın karşısına. Zaten zor olanda daha ilerisinideki görüntüleri kestirememeiş olmam. bir görebilsem bir bilebilsem yada ufak bir tahmin yürütebilsem kesin karar anıdır. Herşey yolunda gibi gözüken şartlardan mı feragat etmek herşeyin yolunda olması muhtemel gelecek için ufaktan ve sıfırdan başlayan adımlar mı atmak? bu da kararsız an :)
özlenilen bir dostan " muhatapların senden daha büyük olmalılar ki sorularına cevap verebilsinler" zor bir soru değil ki ama cevabını bulan yok. yine ben karar vericem eğrisiyle doğrusuyla yine kendi kendime yaşıcam. "Kendisi için en doğru kararı yine insan kendisi verir" durumunu aşıyorum artık. alenen söylüyorum yardıma ihtiyacım var. 7/25/2008 Gövdesi Yanarken Ağacın...Sabah erken kalkınmış izin gününde ve yola çıkılmış en uygun bir sahile varmak için. bir önceki gün arkadaşın "baya ilerde çok büyük bir yangın var felaket yanıyor" lafına "hadi canım senin gözlerin o kadar ileriyi görebiliyor mu? alevler kaç metre bakayım" şeklinde dalga geçilirken dünyadan bi haber yaşıyormuşuz. o arkadaşımız meğerse taaa menderesi görmüş. bir anda büyüyen bir yangın nelere yol açmış 12 saat içinde kendi gözlerimle görmüş olmam şaşkınlığımı daha da arttırdı. uykumdan feda edip yolllara dümeme rağmen gayet keyifli başladığım günü bu yangının mahvedeceğini hiç aklıma getiremezdim. gördüğüm o manzaraya mı üzülsem o manzaranın doğurduğu sonuçlara mı üzülsem bilemedim. kibritin hiç kırılmadan yanıp kül aldığı şekli gibi ağaçlar o tepelerde aynen öyle duruyordu simsiyah gövdesi ve dallarıyla. hiç unutmadığım ise bir ağaç gövdesi belli şeklinden baya eski bir ağaçtı dalız budaksız sadece bir gövde yol kenarında, toprak bile simsiyah olmuş alevler çoktan menderesin eşiğine dayanmışken o hala içten içe yanıyordu dumanlarını tüttüre tüttüre. zaten önce dumanlarını görüyorsunuz ne yanıyor acaba hala diye hızlı göz hamleleri yaparken dumanların o ağaç gövdesinden geldiğine şaşırıyor insan. içinden, gövdesinin kırıkları arasından dumanlar çıkıyor içinde kor var sanki. ama manzara tasvir edilemeyecek gibi. son aylarda elimden düşürmediğim makinayla neden o manzarayı fotoğraflamadıysam artık. uygun sahilimize vardığımız da elektriklerin ve ona bağlı olarak suların olmadığı bilgisi bir kez daha içimizden yangına neden olanlara sağlam cümleler kurmamıza neden oldu. deniz.... küllerin arasında sabah duşu almak :) ilginçti ama sıcağa yenik düşmüştük bi kere ayaklarımızın dibinde deniz varken. sonra hafifiten bir rüzgar ve deniz pırıl pırıl oldu bir iki saat içinde. öğleden sonra da felç olmuş esnafın imdadına yetişti elektirk ve sular. ve tabi bizde biraz medeniyete kavuşmuş olduk. harika başlamıştı bir günlük keyfimiz ve harika bir şekilde son buldu ama o aradaki görüntüler 2 gün boyunca dilimden düşmedi. ve o ağaç... onun hakkında sayfalarca yazabilirim. gerçekten üzücü bir olay harika bir günü paylaşmasına rağmen.
7/8/2008 BloglamakBu sefer arayı biraz uzattım. iyi de oldu. özlemişim spacesimi :) günlük olağan mail kontrolleri iş ilanları gazete başlıkları vs. derken sabırsızlıkla açıyorum artık spacesimi. sanal günlük furyası başlayalı epey oldu ama bende ki heves daha bitmedi. öyle ki hergün saçmalamak geliyor içimden buraya. bakalım ne kadar saçmayalayabilicem.
edit: bugün 40 kere tıklanmış spacesim ve daha bugünün bitmesine 23 dk var 41 kere maşallaah :)
7/6/2008 "Şalter"
"Hani halk arasında şalter olarak da bilinebilen elektrik sigorta alternatif ve doğru akım devrelerinde kullanılan cihazları ve bu cihazlara mahsus iletkenleri, aşırı akımlardan koruyarak devreleri ve cihazı hasardan kurtaran açma elamanları diye bilinir.. Sigortalar evlerde, elektrik santrallarında, endüstri tesislerinde kumanda panolarında, elektrikle çalışan bütün aletlerde kullanılır ki ani yüksek akımda yahut uzun süreli limit akımda, sigorta devreyi kesecek olan mekanizmayı öyle ya da böyle tetikleyerek devreyi keser ve daha fazla akım gitmesine engel olur. Tahminime göre biz beynini aktif olarak kullanabilen yaratıklarda elektrik akımlarının türevleri ile çalışıyor olduğumuza göre bir takım sigortavari elemanlara sahibiz içerilerde bir yerlerde. Ani, yüksek yahut sürekli gelen akınlarda bu eleman koşar gider ve yetkili mercilere haber vererek türlü şekilde iletişimde olan noktaların iletişimini, etkileşimini keserek bir nevi imdada yetişir. Hele bir de böyle gelip giden ani ve yüksek akımların etkisini arttıracak türlü katalizörlerle desteklenen olaylarda durum sanki bir miktar daha farklı cereyan ediyormuş gibi hissediyorum. Hissediyorum diyorum zira bir ya da sayılarını tahmin edemediğim bir kaç sigorta elemanı görevlerini itina ile yerine getirmiş gibi geliyor bana ve hatta hala daha ilgili elemanlardan haber alınamıyor olması içimde derhal arama kurtarma ekiplerine haber verilmesi ve bir acil müdahale ekibi kurularak duruma el koyması sağlanması gerektiği konusunda ince ince dürtüklüyor, yetmiyor aba altından sopa dahi gösteriyor. Sigortalar atıp, şalterler indiği zaman önce elektriğe bağlı aletlerin bağlantısı kesilir ve şalter o şekilde kaldırılır ki olası bir aksaklıkta edevata zeval gelmesin. Ben de ne yapmam gerektiğini düşünüyorum şu sıra, ince ince. Hangi edevatların akımla olan bağlantısını kesmeli ve hatta kaldırıp tavan arasına kaldırmalı onu tartışıyorum kendi içimde. Hadi bakalım, şimdi sigara bul ki içesin." crato
3/1/2008 Teknolojinin Çare Olamadığı...Sakarlığıma diyecek birşey bulamıyorum artık ama şansımı çok zorladım sonsuza kadar hep aynı yerden kurtaramazdım ki düştü işte sonunda boğuldu suda telefonum. hadi onu da geçtim dakikalar sonra bunu farketmiş olmam en kötüsü. yok hayır en kötüsü bataryasını saatlerce telefonda bırakmamdı. hiçbirşeye üzülmüyorum da insan anılarını telefonda saklar mı? sms dediğin nedir ki anıya bedel olur mu? herşey herşeyi unutmam için oluyor sanki. tlf. numaralarını, kaydedilmiş mesajları, notları, sadece telefonumda olan ve tekrar indirmeye üşendiğim müzikleri ve asla aynısı hiçbir zaman çekemeceğim resimleri iki parmak derinliğindeki suda kaybettim. İnsan bir an paniğe kapılıyor "hepsi gitti şimdi napıcam ben..." :) sanki onlar kaybolunca hafızamdakilerde silinecekmiş gibi saçma sapan bir hisse kapıldım. sonra umursamaz bir tavır "sağlık olsun..." içinden çıkılmaz bir ton düşünce hızla akıp geçerken telefon fihristimde numaraların, bilgisayarımda msjların müziklerin ve resimlerin kopyasını aldığımı hatırladım. sanki hem kalmak istemeyip hem de kaçamadığım, hem unutmak isteyip hem de sürekli hatırladığım bir durum dağ gibi karşımda. hatırladığıma mı daha çok üzülsem kaybettiğime mi bilmiyorum. bir gün hafızamı da kaybedicem bakalım o zaman hangi fihrist hangi bilgisayar imdadıma yetişecek :)
2/17/2008 Kar Yağışı İzmir de ender görülen hava olayını görüntülemek o anda nerden aklıma geldiyse sonuçları bunlar işte. ayda yılda bir resim çekerim onda da ya yıldırımlar çakar ya da böyle kar yağar :) bu kış sevdiğim kışlardan biri olarak tarihime geçecek kar bile yağdı izmir e daha ne isterim bakalım baharı görebilecek miyim? bu ender olay yaşanırken heralde birçok kişinin aklına karlı geçen kış günlerindeki anıları canlanmıştır bende de olduğu gibi. küçükken hava olaylarının ilahi yaradan tarafından oluştuğunu sanırdım "bugün allah buzdolabını temizliyor " :D:D iyi ki okul hayatına çabuk başlamışım yoksa daha kimbilir nelere neler uyduracaktım kim sokuyorsa bunları kafama küçük yaşta. Sabah sabah hafiften bir gülme krizine girme nedenim oldu kar yağışı. "gülme krizi" bu krizlerimi seviyorum :) bir de kronik uykusuzluğuma çare bulsam süper olucam süper bunun nedeni de mi ilahi "ben hep uyuyorum ey kullarım siz geceleri bile uyumayın özellikle sen evet sen sırıtma öyle niye uyuyorsun ki" :D:D
deli hoşluğu işte...
(hep aklımdasın) 1/18/2008 Belki de 1 iz"...birlikte sonsuza doğru saymaya söz vermiştik ama hep 1 de kaldık. bir türlü "iki" diyemedik. biz 1 olunca herşeyin üstesinden gelirdik ama "iki"kelimeyi bile bir araya getiremedik, söyleyemedik. çekindik belki de, korktuk. belki de 1 den sonrakileri görüyorduk ve korkuyorduk, endişeleniyorduk. yine de kararlıydık hırsla 1 diyebildik. sonra sustuk sebepsizce, bu yüzden "iki" diyemedik belki de. 1 de kalmayı seçtik. ilkler unutulmazdır ya hep belki de hiç unutmamak, unutulmamak için "iki" diyemedik 1 de kaldık. ya saymaya "sıfırdan" başlasaydık, ya hiç 1 diyemeseydik, ya 1 olamasaydık, ya sen olmasaydın?..."
6/18/2007 KANDIRILDIK :/Güzel İzmir'imin güzel bir ilçesinde Urladaydık bu haftasonu. öğlen çıktık yola her zamanki ikili Ebuş ve Ben. Amaç belli deniz sezonunu açmak. yüzmek ve güneşlenmek hayali ve heyecanıyla biraz da kaybolurmuyuz tedirginliğiyle dolmuşçunun taksi tarifesine rağmen offroadun yapılacağı köye gittik. Hani sözüm ona etkinlik posterinde "deniz, plaj eğlenceleri" yazıyorya yol boyunca farketmiş olmamıza rağmen kıyıdan uzaklaştığımızı yine de "belki şu tepenin arkasındadır sahil yakın orası da canım yürürüz nolmuş" diye teselli ediyorduk birbirimizi. Güneş tepemizde başladık beklemeye etkinlik alanında... tavla turnuvası, langırt haykırışları, keskin nişancı yarışması, tangram yarışması için sorulan sorulara yaptığımız geyiklerden sonra akşamı etmeye çalıştık ama her geçen saatte anladık ki burda deniz yok!!! O anda anladık kandırıldığımızı ki yine de bir umut vardı içimizde hani posteri hazırlayan kendi arkadaşımız olmasa "kandırıldık" dicektik gönül rahatlığıyla. Arkadaşları bekledik ama biraz kızgın bolca can sıkıntısı içinde. Kuru kuru güneşin altında yandık bir de. Akşam konserde eğleniriz dedik avuttuk yine kendimizi. akşam oldu sahne arıyoruz, ses sistemleri, büyükçe bir alan vs... Konser alanı 8-9 m2 bi yer olunca denizin olmayışını anladığımızdaki kadar olmasa da şaşırdık. Hadi biz neyse de sahneye çıkacak arkadaşlarımızın şaşkınlığı üzücüydü gerçekten. İçlerinde bir sonraki gün öss sınavına gireceklerin olması da apayrı bir durumdu ki bir tanesi tavan puan yapma gayretiyle her sene sınavı alt üst eder :)) "çıkıcaz-çıkmıcaz" tartışmasının ardından 20 dk. içinde sahneye kurulup ses düzenleri ayarlandıktan sonra başladılar şarkılarına. yarışmacılar ve tüm etkinliğe katılan misafirler yemek alanında olmasına rağmen iyi birşeyler yapmanın gayreti içindeydiler. "Belki biz başladıktan sonra sahneye gelirler" diye düşünsekte kendilerine ve bize verdikleri konseri 5-6 şarkının ardından son verdiler. Malum ertesi gün sınava girecekler olduğundan dolayı izmire dönülmesi gerekiyordu. Gidenler gitti kalanlar mazotu bekledi :) ve "bari gece deniz kıyısına inelim bu dağda ölürüz yoksa :)" düşüncesiyle, çadır ve uyku tulumu rahatlığını tepip, yoğun arama çalışmalarının sonunda bir sahile ulaşabildik. "açıklama" yarışı, kravat takanlar, "yıldız kayıyor sanki bak bak... kayıyor ya baksana.. kaymıyor hatta yürüyor, zıplıyor da olabilir... titreşiyor hatta...inanmazsan inanma... bak bak bu kayıyor ama..." :))) oturma açıları ölçme 45, 90 en rahatı 175-180 :)) çakıl kayalarını! vücudumuzdan ayıklama vazgeçilmezimiz şarap ve gitar gecenin yıldızları kadar güzel ve eğlenceliydi. yerler paylaşıldı, uyuma modundakiler, yarı uyku modundakiler, hala yıldız kayıyor sanma modundakiler diye ayrıldık köşelerimize. Yıldızlar gerçekten çok güzeldi o kadar çoktular ki, içlerinde kayanlar oldu tabi :))) biz de onları kandırdık çakmakla msj verdik :))) sabaha karşı uykuya dalmışım ki sabah güneşi ve sivrisineklerin bayram sesine uyandım. Gecenin karanlığında kendimizi zor gördüğümüzden dolayı ayaklarımızın dibindeki denizi unutmustuk ki sabah farkettik deniz mükemmeldi. Açlık susuzluk ve nikotinsizlik başımızı ve midemize işkence yaptığını iyice kabullenince urlaya gitmeye karar verdik. kahvaltı, zift çayı ve "dizi setinden insanlar" muhabbetlerinden sonra başka sahilde denizin tadını çıkardık. Son dk. Ebuşun mide şovuna rağmen eve ulaşabildim. Beklentilerimizi karşılayamamış olsak da benim için farklı bir gün olmasından dolayı güzeldi yaşananlar. O yıldızlara diyecek birşey bulamıyorum. Gerçekten şehrin ışığı yıldızları kapatıyormuş. Ne kadar da çoktular yaa...
Konser anının resimlerle anlatımı :) -Şizofreni-
nerdeyse konser boyu arkaları dönüktü :D
![]() -melih-
ah bir de davul pedali sabit durabilseydi...
-ses teknisyeni-
çok şey yapmaya çalıştı en son gördüğümde topallıyordu.
çok saygıdeğer bir şahıs "time" şarkısında introdaki saat efekti onları bile süpriz olup şaşırttı. "konser!" süprizinin onu şaşırtması kadar olmasa da :D
![]() -ferhat-
gece boyunca bas da bile çok şey "açıkladı" :)))
-eren-
o hep iyidir zaten
![]() -engin-
kapanış konuşması sahnede: "yarın ki öss sınavından dolayı bizden bu kadar teşekkür ederiz "...
sahne arkasında: "bizi bu allahın dagına bunca kalabalık(!) ve bol para(!) için çağırdığınızdan dolayı sizi allaha havale ediyorum biiipp biiip(!) manyaklar... " :)))))))
![]() Ve işte tüm günü kurtaran an. bu anı gordukten sonra sanki tüm günün acısına inat herkes bir kahkaha patlattı sandalyelere zor tutunduk erenle ferhatın hep arkası dönüktü sahnede ama şu anda suratları gülmekten binbir şekle girmişti yazık melih çaresiz boş da olsa sahnenin önüne fırlattı kahkahalarını. önce adam birşey sorcak isticek sandık sonra demesin mi "bi resim çektirebilirmiyiz" diye engine. engin de çok profesyonel :D hemen kamera poziyonu alıp poz vermez mi? :)))) süperdi süpeerr. 6/8/2007 :) Tesekkür Ederim
En çok soyutladıklarımızdandır bu deniz kabukları. Senin için değerli birşeyi neden paylaşırsın ki bir başkasıyla. Hic mi dusunmez insan "acaba benim verdigim degeri, anlamı verebilir mi?" diye. O senin için değerliydi, anlamlıydı, huzur verendi. Sen onu değerli, anlamlı, huzur veren yaptın. Benim için sadece "deniz kabuğu" olmaktan öteye gidemez. :) Bencilliğim had safhaya vardı içimdeki utançla birlikte. Ben olsam kimseyle paylaşmazdım -paylaşmadım da hiçbir zaman işte o kadar bencilim- yine de çok ama çok teşekkür ederim.
- andırıyor sanki :) - Şimdi düşünüyorum bir kısacık mektup -not- karşılığında kendisi için değerli olan nesne görünümlü anlamlar paylaşılabilir mi? Bu kadar şaşırtıcı olamaz, bu kadar mı açız yoksa(!) bu kadar da fakirlesmis mi insanlar duygularında? Aslında bu korku biliyorsun. Hadi sen şanslısın emanetine(!) gözü gibi bakacağı birine verdin :) ya başkası olsa? Umarım hayatta tek kaybın deniz kabukları olur. Değerleri nasılsa senin içinde. En kısa zamanda iade edeceğim. geceleri sessizlik içinde olmanı istemem hem bak tam senin kulak yapına uygunmuş :)) bana fazla büyük ve ağır geliyor... 3/20/2007 GÖZÜNÜZÜ ÇIKARMANIN İNCELİKLERİ :DCÜMLE ALEM GÖRSÜN YETENEKLERİMİ DİYE YAZIYORUM. ÇOK GÜLDÜM BUGÜN BAŞIMA BUNLAR GELDİ İŞTE
-HURAFELERİM İNANMAYIN :D -
BİR GÖZÜM KAPALI YAZIYORUM AMA YAZABİLİYORUM İŞTE. BİRAZ DA ACIYOR AMA GEÇER HERHALDE. OLAY GELİŞİMİ ŞU ŞEKİLDE OLUYOR. ÇABUK KOPABİLEN KARTON KAĞIT VEYA İP GİBİ BİR ŞEYE TÜM GÜCÜNÜZLE ASILIYORSUNUZ ANİ BİR ŞEKİLDE. SONRA ELİNİZDE BİR PARÇA KALIYOR VE TUTTUGUNUZ CİSMİN KARŞI HİZASINDA YANİ SİZDEN TARAFTAKİ HİZASINDA GÖZÜNÜZÜ NİŞAN ALIYORSUNUZ. SONRA O ANİ İVMEYLE BİRLİKTE ELİNİZ VE ELİNİZDE KALAN PARÇA DİREKT GÖZÜNÜZE GİRİYOR :))))))) :D EVET ACI ÇEKMEYE BAŞLIYORSUNUZ O SANİYEDEN İTİBAREN. HEMEN ARDINDAN BİR ÇIĞLIK PATLATIYORSUNUZ. SONRA BAŞLIYORSUNUZ LANETLER OKUMAYA. BİR SİNİR HARBİ ÇÖKÜYOR ÜSTÜNÜZE SONRA O ANDA BAŞINIZDA NE DERT VARSA OLAYI DİREKT ONA BAĞLIYORSUNUZ "BABAM YÜZÜNDEN OLDU BU YAAA." ŞEKLİNDE MİSAL :)))))) SONRA BİR 10 DK. OTURUP YATIŞTIKTAN SONRA KAHKALARI PATLATIYORSUNUZ.
HOŞ MU BİLMEM AMA ANI OLARAK HEMEN SPACESİMDE KALSIN İSTEDİM.UMARIM MORLUK OLMAZ. BİR DE GÖREN İNSANLARA BUNU ANLATSAM İNANMAZLAR Kİ "KİM MORARTI GÖZÜNÜ" DİYE BAŞLARLAR :D NEYSE GÜLMEK İYİDİR SEBEP ÇOK NASILSA. BANA.. 2/20/2007 Aslında Şiir Sevmem ama...BİR SABAH TANIDIK BİR ŞEHRE GİRERKEN
Bir sabah tanıdık bir şehre girerken
Sıcak ve dost şeyler düşünür insan Tanıdık bir yatak bekler sizi Bir çocuk yüzü gülümser anılardan Dost şehirler, sevgili, anne şehirler Nice anılar, nice mutluluklar yaşadım her birinizde Delikanlı bir sevinçle sokaklarınızdan geçtiğim oldu Kederli günlerim oldu aklımı yitiresiye Sonsuz kareli bir film gibi Yaşamım geçiyor belleğimden Tekrar etmek duygusu Her şeyi yeniden, yeniden... Bir sabah tanıdık bir şehre girerken Hüzünlü, tuhaf şeyler düşünür insan Sadece o şehrin değil Kendisinin de değiştiği duygusundan... A.Behramoğlu
Belki birgün, uzun yıllardan sonra ben de İzmir'e girerken böyle tuhaf şeyler düşünücem kimbilir... :)
İŞİM NEDİR Kİ
İşim nedir ki
Bulutlara yazılır geçer Yüzüm nedir ki Akar suya çizilir geçer Ömür nedir ki Kurulur bozulur geçer Sevda nedir ki Dokunursun süzülür geçer Şiir nedir ki Sezilir geçer İnsan nedir ki Bir şeylere sevinir üzülür geçer A.Behramoğlu
:) Buna yorum bile yapmak istemiyorum özetlemiş herşeyi sağolsun üstad
KARŞILIKLAR
-Yaşıyor muyum,yoksa öldüm mü
Diye sordu biri ötekine -Ben neden yaşadığımı sormaktayım Yıllardır kendime -Beni gerçekten seviyor musun Diye sordu ilk yaz kırlangıca -Bir gün kendimi öldüreceğim Dedi adam yargıca -Öğleye ne yemek pişireyim Diye sordu kadın kocasına -Tüm okyanuslarda yüzmek isterdim Kahrolası sınırlar olmasa -Adamı neden öldürdünüz Diye sordu yargıç katillere -Seviyorum seni ey yaşam Bütün hücrelerimle.. A.Behramoğlu
:D bende seviyorum herşeye inat
ÖĞRENDİM Kİ
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız. Öğrendim ki... Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika. Öğrendim ki... Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli. Öğrendim ki... Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek. Öğrendim ki... Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir. Öğrendim ki... İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptıkları önemli. Öğrendim ki... Ne kadar küçük dilimlersen dilimle Her işin iki yüzü var. Öğrendim ki... Olmak istediğim insan olabilmem Çok vakit alıyor. Öğrendim ki... Karşılık vermek Düşünmekten çok daha basit. Öğrendim ki... Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun. Öğrendim ki... 'Bittim' dediğin andan itibaren Pilinin bitmesine daha çok var. Öğrendim ki... Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder. Öğrendim ki... Kahraman dediğimiz insanlar Bir şey yapılması gerektiğinde Yapılması gerekeni Şartlar ne olursa olsun yapanlar. Öğrendim ki... Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor. Öğrendim ki... Bazı insanlar sizi çok seviyor Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor. Öğrendim ki... Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz Bazıları hiç karşılık vermiyor. Öğrendim ki... Para ucuz bir başarı. Öğrendim ki... En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz. Öğrendim ki... Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır. Öğrendim ki... İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir. Öğrendim ki... Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır. Öğrendim ki... Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun yol yürüyor. Öğrendim ki... Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirir. Öğrendim ki... Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır. Öğrendim ki... Duvarda asılı diplomalar İnsanı insan yapmaya yetmez. Öğrendim ki... Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır. Öğrendim ki... Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor. Öğrendim ki... Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da! Öğrendim ki... Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var. Öğrendim ki... Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil. Öğrendim ki... Ne kadar yakın olursa olsunlar En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir. Öğrendim ki... Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor. Öğrendim ki... Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor. Öğrendim ki... Şartlar ve olaylar, Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz. Öğrendim ki... İki kişi münakaşa ediyorsa, Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez. Öğrendim ki... Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. Öğrendim ki... Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor. A.Behramoğlu
öğrenmediklerim??
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana. A.Behramoğlu konu kapanmıştır artık
2/14/2007 Had Safhada Burun Akıntısına Sebebiyet :)Tamam biliyorum belki bazılarına pek akıl karı gelmeyebilir bazılarına göre de "amaan bu da bişey mi ben bi keresinde..." cümleleri başlayabilir. Ama ben çok mutlu olduğumu hissettim. Bir kere canım arkadaşım yanımdaydı. Hadi onu geçtik diyelim ( mümkün mü? :D ), İzmir'desin ve nerdeyse artık heryerde bağıra çağıra söylemekten duyanlara gına getirtiğim Kordon'da, denize doğru uzatmışız yine ayakları seyir halindeyiz ruhen :) Bir şey eksikti ilk sefere çıktığımızda. Bulutlar bizi duymadı tabiki de biliyorduk bir iki damla atıştırmaların ardının geleceğini. Rüzgar kimsenin umrunda değil, hava soğuk, herkes hastalıktan kırılmış elinde kağıt mendiller, öksürmekten ve gülmekten karın kası yapmışız yine de kimse yerinden kımıldamıyor. Biz zaten gündüzden vermiştik bu akşamın sinyallerini, kahkaha potansiyelimiz ibrenin en sagına dayanmıştı akşama varmadan ki akşam zaten ibre, sağ, sol kalmadı :D iyi de oldu ağlamak gibi gülmenin de deşarjı yapılmalı. Sonra o bir iki damlacıklar sayamadığımız damlalara dönüşünce önce hafiften kalkar gibi olduk sonra asıl ibreyi o zaman kaybettik :D çok güzel yağıyordu rüzgarla birlikte biraz sert de olsa güzeldi yine de. Bir ara konuşulan konulardan uzakta artık kaç metreye dalınmışsa vurgun yedik heralde ki kalkmaya karar verdik. Zatürre olmaya tabiki kimsenin niyeti yoktu. Birçoğumuz işe (ilk gününe hem de) gidecekti ertesi gün. Her ne kadar arabada "acaba kalkmasamıydık yağmur daha da hızlandı" diye iç geçirsek de.
Şimdi yağmıyor yağmur belki ilerleyen saatlerde devam eder. Şimşekler de yok. Yine de güzel bir akşamdı. Diğerlerininkini bilmem ama bu gece burnuma kağıt mendil dayanmıyor.
Yine gel arkadaşım ve yağmur. Hep diyorum ya Bu Şehir Sensiz Hiç Çekilmiyor. :) Varsın sonunda kağıt mendil üreticileri kar oranını tavan yapsın. 12/29/2006 SORU ZARFI...SAYDIM
610
NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN? NEDEN?
"BİR NEDENİ VAR ELBET". VARSA NE?
NEDENLERİN CEVABINI DUYACAĞIMDAN SONRAKİ HUZUR ARADIĞIMDAKİNDEN DAHA FAZLA OLACAK. BU KESİN!
:)
11/20/2006 zeytinli simit-gevrek mi yoksa...21/Kasım/2005 http://sebnemik.blogspot.com/2005/11/zeytinli-simit-gevrek-mi-yoksa.html"iyiyim bugünlerde
11/2/2006 MASALKücük bir kız varmıs mavilikler icindeki dünyasında mutlu, huzurlu yasayan. Gülümsermis hayata sürekli, daha inatlasmadan önce onunla. Sevdikleri, sevmedikleri, yakınları, dostları, ailesi onu hep öyle tanırlarmıs, güleryüzlülügüyle. Hayalleri varmıs her kücük kız gibi, hayatta merak ettikleri varmıs, sonsuz bir merak garip bir heyecanla. Günler gecmeye kücük kız biraz daha büyümeye baslamıs, sanki bir sonu yokmus gibi hızla, inatla. Hayat sanki onu görmezden gelirmis gibi kendisinden istediklerini hicbir zaman kıza vermemis, saklamıs, belki de sakınmıs. Ama kücük kızın inadı ya iste, hayalleri on iken bir olmus ama hep bir hayali olmus. Bunun icin cabalamıs, gerektiginde direnmis, sabretmıs hep beklemıs, yeri gelmis kosturmus, bazen tebessümle bazen de catık kaslarıyla istemis hayattan hayallerinin gercek olmasını. Elinden gelebileceklerin hepsini yaptıgını dusunurmus hep. İsler yolunda gitmediginde de durup:
-"Hatam nerde? Nerde eksigim?" diye kendi kendine düsünecek kadar da cesurmus. Günler hızla geciyormus, artık kücük kız bunun iyice farkına varmıs. Bir ardına bakıyormus, bir de karanlık önüne. Bir arpa boyu yol alamamıs.
-"Nerdeyim ben? Neden hala ilerleyemiyorum sende? Büyüdüm iste, büyüyecegim de daha. Bak elimden gelen herseyi de yapıyorum, daha ne yapmam gerekir ki?" diye hayata yakarırken, hayat dönmüs yüzünü kıza catık kasları ve tok sesiyle:
-"Evet calıstın, cabaladın, elinden gelen herseyi yaptın, ama bunlar yeterli degil hicbir zaman, bak burda bircok insan var, hepsi cabalıyor calısıyor, senin gibi ellerinden gelen herseyi yaptıklarını sanıyorlar. Ama bak ilerleyenlere. Yüzlerine bak. Ne görüyorsun? Farketmedin mi hala? Bak iste bak, onlar gülmüyorlar senin gibi, tatlı tebessümleri yok agızlarında. Gözlerine bak, her an akacak gibi duran bir damlaları var. Peki ya senin? Senin hala kocaman gülümser bir agzın, ışıl ışıl gözlerin var. Korkma karanlık önündeki günlerinden. Onları sen aydınlatacaksın. Nasıl diye sorma. Sanmaki olanların hepsi benim elimde. Sen dile, iste, calıs, ve gülümse. Seni görmüyorum sanma. Arkamda o sıcacık gülümsemeni hissetmek bana güc veriyor günesim gibi. Gözlerindeki ısıltıyla görüyorum etrafımı. Sen onlar gibi olmayacaksın.Bana eksik degil cok fazlasın bile. Eger hala onlar gibi olmak istemiyorsan iste oraya birak gülümsemeni ve ışıltılarını. Dikkat et acarken. İcindekiler dısarı cıkmak isteyeceklerdir. İzin verme buna. Sende hemen bırak senden istediklerimi ve sıkıca kapat kapıyı buldugun gibi. Ve sonra git ilerle, göreceksin zaten, önündeki karanlık gitmis olacak. Bir kalabalık cıkacak karsına. ve ilerleyeceksin o kalabalık icinde. Bir cok kisi tanıyacaksın, aynı senin gibi. Belki yeni arkadasların, yeni ailelerin olacak. Ama hayallerini asla bulamacaysın. Cünkü onlar o kalabalıkda degiller. O yüzden sende kalabalıga git, karıs ve onlar gibi yasa. Cok zamanın olacak, o her an akacak gibi duran damlalalrı akıtmak icin. Sana verecegim en bol varlık bu. Bol bol harca cekinme, hatta yanındakiler bile sana yardımcı olacaklar merak etme." demiş. Kız basını öne egmis, hayatın gösterdigi yöne dogru gitmis ve kapagı acmıs. Acınca birden heryere ısık süzmeleri dagılmıs. İcerisi o kadar aydınlık o kadar aydınlıkmıs ki gozlerını bıle acamamıs. Kapalı avuclarını acmıs ve gülümsemesiyle gozlerindeki ısıltıyı icine bırakmıs ve sonra hemen arkasına bakmadan kapagı kapatmıs. İcine bir acı düsmüs aniden daha önce hic yasamadıgı. Sonra yanaklarında bir kıpırtı hissetmis, elini yanagına götürdügünde parmak ucları ıslanmıs. Ellerine bakmıs, ıslakmıs, aglamıs. Ama kapagı daha yeni kapatmıstı, bu kadar cabuk mu akıyor bu damlalar diye soru bakıslarını hayata yoneltmıs. Hayat gülümsemis, ve gözlerindeki bir anlık ısıltıyla kıza bakmıs:
-"Evet bu kadar cabuk ve basit" demiş. Sonra kız basını öne egerken birden bir ugultu duymaya baslamıs. Basını kaldırdıgında binlerce insanla karsılasmıs. Kimisi bir kösede damlalarını akıtıyormus, kimisi cevresindekilerle konusuyormus, kimisi kalabalık ıcınde saskın ürkek bakıslarıyla cevresini süzüyormus...
Baslamıs yürümeye, daha icerilere, daha cok insan görmeye, icinde garip bir korku ama hic eksilmeyen merakla. Hayat kalabalıga bakarken yine catık kasları ve tok sesiyle :
-" Umarım pisman olmazsın kücük kız" demis.
|
|
|